Bu yazıyı iki bölümde okuyacaksınız.
İlk bölümde, kadim bilgelikten süzülen bir anlatıcının sesiyle — mistik, şamanik ve şiirsel bir dille — yazılmış bir anlatı sizi bekliyor. Yani, benim öğrenme yöntemimle…
Bilgileri hikâyeleştirdiğimde zihnimde daha kalıcı oluyor; belki sizin için de öyle olur diye umuyorum. Bu hatırladığımız hikâyeleri ben de zamanla toprakta yoğurup, ateşle buluşturacağım.
Tasarımlara başlamadan önce biraz bilgimizi arttıralım, biraz da ilham alalım istedim. Bu yüzden bazı araştırmalar yaptım. Bu yazılar, benim için de bir çeşit arşiv olacak. İhtiyaç duydukça dönüp tekrar okuyacağım satırlar.
Hadi, bu yolculukta bana eşlik edin.
Yaratılışın izini birlikte süreceğiz.
Ardından, yazının ikinci bölümünde daha teknik ve sıralı bir anlatım sizi bekliyor. Tanrıların doğuşunu, işlevlerini ve ait oldukları mitolojik bağlamları daha sistematik şekilde ele alacağız.
Şimdi… usulca otur.
Rüzgârın sesi gibi fısıldayan ilk sözcükleri duymaya niyet et. Zamanın bile henüz doğmadığı bir boşluktan söz edeceğim sana. Ne gökyüzü vardı ne yer… sadece derin, sonsuz bir karanlık. Ama karanlık dediğime bakma — bu bir yokluk değil, bir bekleyişti.
Okumaya devam et “SÜMER İLK YARATILIŞ MİTİ”
